AVA: Karakter İlişkileri Nasıl Olmamalıdır?

KADIN SUİKASTÇİ

Biliyorum hepimiz kadın suikastçileri severiz. Son yıllarda örneklerini de çok fazla görmekteyiz. Ava filmi de bunlardan sadece biri.

Filmi izleme sebebim kadrosu oldu. John Malkovich, Colin Farrel, Jessica Chastain gibi oyuncular, günümüz Hollywood’unun önde gelen isimlerinden. Bugüne kadar yaptıkları işler de oldukça ses getirdi. Ama sanırım bu film her yönüyle sınıfta kalıyor.

Filmin konusu Ava isimli bir kadın suikastçinin, ki kendisi dünyada her yerde adam öldürmüş işinin ehli birisi, bir işi eline yüzüne bulaştırınca -nasıl bulaştırdığı da meçhul- hedef haline gelmesinden oluşuyor.

Öncelikle değinmek istediğim nokta Chastain’in role asla uygun olmadığıdır. Yüz ve saç rengine “tamam” desek bile “gürbüz” yapısı karakteriyle örtüşmüyor. Kendisinden 2-3 kat devasa adamları tek yumrukta yere çalması, günümüzün “aklıselim” kriterlerinde bir seçenek asla değil.

ava-filmi-inceleme

KARAKTER İLİŞKİLERİ NASIL OLMAMALIDIR?

Karakterin son derece başarılı geçen yaşam savaşının bir yerinde hapse düşüp ardından orduya yazılıp bir ölüm makinesine dönüşmesi, her zaman işe yarar bir formüldür.  Ancak sadece bir arkaplan hikayesi filmi asla kurtarmaz.

Ava’nın ailesiyle olan ilişkisi basit bir “Fox TV” dramasından öteye gidemeyen, vasat bir yaklaşımla işlenmiş.

Malkovich ve Farrell’ın rolleri ise ne aralarındaki ilişkiyi açık eden, ne de amaçlarını sağlam bir zemine oturtan bir şekilde konumlandırılmış. Aslına bakarsanız konunun özü “şüphecilik”.

Oldu da bir durum söz konusu haline geldi, haydi en iyimizi de öldürelim zira kimse vazgeçilmez değildir. Bu durum günümüz “senaryo”larının daima taşa kafalarını çarpmasına eşdeğerdir. Böylesi kallavi oyuncuların bu filmin senaryosunu kabul etmesi insanın zihninde istemeden “dara mı düştünüz abi?” sorusunu öne çıkarıyor.

Haydi sonuçta aksiyon filmi dedik. Amacı belli. Seyirlik olacak. Ama bunu da başaramıyor film. Adana’nın arka sokaklarındaki kavgaların bile “Show”a yansıdığında çok daha seyirlik zevk sunduğunu biliyoruz. Bir dövüş sekansı çekerken bile klişelerden uzaklaşamamış yönetmen.

Ava karakterinin alkolizm ve aile bireyleriyle nedensiz yansıtılan kavgaları, bir de kardeşinin Ava’nın sevdasına el koymuş olması. “Sen askere gittin ben de kardeşine yazıldım” karakteri olan Michael rolündeki Common, “mikrofonu boş yere bırakmayın kamera size göre değil” dedirtiyor bizlere.

Dikkat çekilmesi gereken noktalardan birisi de üst düzey bir suikastçinin günlük hayatında dikkat çekmemesini beklersiniz ama pahalı bir otelde kalıp, beş çayına gider gibi boyuna gezinmesini beklemezsiniz.

“NE YAPTIN SEN?”

Filmde en üzerinde durmak istediğim kısım, Ava’nın avlanma nedeni. Avlamaya gidenlerin sebebi incir çekirdeğini doldurmasa da, Ava’nın kurbanlarıyla onları öldürmeden önce iki kelam etmesi ilginç geldi bana. Durmadan onlara “Ne yaptın” diye sormadan duramıyor. Cevap da alamıyor, doğal bir ölümmüş gibi gösteriyor. Bu sorunun sorulma
amacını şuna bağlayabiliriz belki:

Her insan yaşamda bir noktadır. Sonrasında ilerledikçe hepimiz kendimize özgü bir çizgi çekeriz. Bu çizgiyi ilerlettikçe kendimiz de çevremiz de gelişiriz. Daima sorgularız. İyi ya da kötü. Ava bu sorgulamalarında toplumun istediği “harika çocuk” iken nasıl oldu da bir suikastçiye döndüğünü sorgulamaktadır. Herkes istediği duruma gelemez ömrü boyunca. Ava onlara ne yaptıklarını sorarken aslında nasıl oldu da kendisini bu durumda bulduğunu
sorgulamaktadır.

Son olarak da film başladığında müziklerin Bear McCreary’e ait olduğunu gördüğümde kalbim güp güp atmıştı. Kendisi de filmden ilham alamamış olacak ki, kayda değer tek parça bile yok filmin müziklerinde -ki bilmeyenler için söyleyeyim özellikle tema müzikleriyle ön plana çıkan bir müzisyendir kendisi- .

Film hakkında ilginç gerçekler de sunayım dedim ama maalesef sevgili okurum, dümdüz film.

Aksiyon filmlerinin hak ettiği zirveye bir ara tekrar çıkması dileğiyle…

Yorum yapın