BOOKSMART: BU GENÇLER NELER YAPIYOR?

Eğitim. İnsanın yıllardır hatta yüzyıllardır içerisinden çıkamadığı, neresinden tutarsa tutsun illa bir tarafı elinde kalan konu. Gelecek kaygısı, öğretmen tutumları, öğretmen-öğrenci ilişkileri, öğretmenin yetişmesi, öğrencinin gelişmesi, izlenecek yollar, disiplinlerarası etkileşimler, tartışmalar, ödevler, sınavlar, gözyaşları, teneffüste dökülen kan, ter, sıraya kazınan ilan-ı aşklar, yönetimsel problemler, ergen savaşları, ego tatminleri, ezici yumruklar, aşağılayıcı bakışlar, defter, kalem, poğaça, meyve suyu, reflü, makyaj, takım elbise, kıyafetler, sınavda bas bas bağıran topuklu ayakkabılar, zil sesi, tebeşir, akıllı tahta, servis, etkinlik, bayramlar, törenler, Atatürk… Liste açıkçası daha uzar gider. Hele benim gibi çenesi düşük birisi ve üstüne bir de tüm ömrünüzü daha genç yaşınızdan itibaren daha parlak nesillere adamış bir öğretmenseniz vay halinize. Tüy biter laf bitmez.

sinemadan-sevgilerle-booksmart-film-inceleme-2

YENİ ŞEYLERDEN KORKMAMAK

Dün gece işleri halledip bilgisayar başına oturdum. Dedim ki bir film izleyeyim. Hesapta yakından takip ediyoruz ya “sanatsal” kaygısı yüksek filmleri… Ama malum Cuma akşamı idi. Pandemi almış başını gitmiş. Biz öğretmenler okullar açılacak mı açılmayacak mı bunun derdindeyiz. Eyvah öğrenciler gelecek falan filan, yiyoruz birbirimizi. Neşelenmek istedim. Baktım oldukça güzel eleştiriler almış bir film çıkıverdi karşıma. “Booksmart”. Çevirisini tam bilemedim ama “Kitapkurdu” diyebiliriz belki. Tabii filmi izleyince aslında çeviriye çok da gerek kalmıyor. Her zaman olduğu gibi önce yönetmene baktım. Çok da fark etmese de bakmak istedim. Gençlik filmi sonuçta. Harcanacak pek vaktimiz yok bu dünyada. Bir de ne göreyim! Olivia Wilde! Kendisini çok izlediğimi söyleyemem ama methini çok duydum. Genelde dizi oyunculuğu ve yapımcılık arasında gidip gelir Wilde çünkü. Üniversite yıllarımda – böyle deyince de çok eskiymiş gibi oldu – “Rush” filmini izlemeye gitmiştik. Orada çok kıymetli bir dostum söylemişti ne kadar yetenekli bir oyuncu olduğunu. Madem bu film Wilde’ın ilk uzun metraj denemesi,  denemeye değer! Çünkü hepimiz biliyoruz ki yeni şeylere çok önyargılı yaklaşıyoruz. Nice yeteneklerin önünü kesiyoruz. Koyuldum filmi izlemeye.

sinemadan-sevgilerle-booksmart-film-inceleme-3

Bir öğretmen olarak çok eğlendiğimi söyleyebilirim. Filmin absürt ama bir o kadar da gerçekçi bir yapısı var. Wilde beni yönetmenliği ile şaşırttı açıkçası. Filmin konusunu sizlerle –sürprizleri bozmadan-  paylaştıktan sonra eğitim üzerine biraz laflayacağız.

BU GENÇLER NELER YAPIYOR?

Film Amy ve Molly adlı hemen hemen hepimizin eğitim hayatında bir örneği mevcut olan sıkı fıkı “inek” kankalardır. Lise macerası neredeyse sona ermek üzeredir ve bu iki dostun tek çevreleri yine kendileridir. Geleceklerini garantiye almak adına yememiş, içmemiş derslerine çalışmışlar, arkadaşlıklara, partilere sırt çevirmişlerdir. Kendi dünyalarında mutludur ikisi de. Ancak mezuniyet kapıya dayandığında fark ederler ki aslında çok şey kaçırmışlar! Acaba tüm lise “çılgınlığını” tek bir geceye indirgeyebilecekler midir? Hangi hayat onlar için daha uygundur?

Film bize “keşke” demememiz gerektiğini güzelce özetliyor aslında bu gördüğünüz kısa konu içerisinde. Şimdi gelelim “eğitim” meselesine. Bu kısımdan sonra yazı “sürpriz bozan” kısımlar içerecektir, bilginize. Kemerleri bağlayın!

Yazımın başında da belirttiğim gibi eğitim ucu bucağı olmayan, herkesin kendine göre yorumladığı bir konu. Amerikan eğitim sistemi ülkemizden tabii ki çok farklı olduğu için ben sizlere kendi deneyimlerimden yola çıkarak filmi açıklamaya çalışacağım.

Hepimiz küçükken garip garip meslekler arzuladık değil mi? Belki de kimileriniz “Yoo tabii ki hayır! Ben ne istediysem o oldum, aklım fikrim havada değildi!” diyecektir. O yüzden su ve sabun ikilisini kenara koyarak ben kendi üzerimden sizlere bir iki örnek vereyim. Ben küçükken “paleontolog” olmak istiyordum. Evet, bildiğiniz fosilbilimci. Beni buna iten “Jurassic Park” filminden başka bir şey değildi. Oldum olası bayılırdım dinozorlara. Bizden milyarlarca yıl önce üzerinde yürüdüğümüz topraklara devasa kertenkelelerin hükmediyor olmasına hayrandım belki. Belki de fantastik ve bilimkurgudan oluşan hayal dünyamın en önde gelen üyelerinden olmalarına sevdalıydım. Bilemeyeceğim artık. Malumunuz, herkesin avukat, doktor, öğretmen olmanı istediği bir dönemde – sonradan bunların arasına zoraki mühendisler de eklendi- sen ufacık bir çocuk olarak ne hakla varlığına bile çoğu kişinin inanmadığı yaratıkları inceleyen “sözde” bir bilim dalını seçebilirsin? Bu durumu kimi öğretmenlerime açtığımı, onların da aslında beni destekler gibi yapıp bıyık altından güldüklerini bilirim. Bu çalkantılar arasında vakit geldi çattı. Zırt pırt değişen sınav ve eğitim sistemimizin o dönemki en güncel sürümü olan “OKS”ye girdik. Buradan gelecek çok mühim puanlar bizim kim olacağımızı belirleyecek, liseye geçeceğiz. Seçeneklerimiz oldukça sınırlı. Anadolu Lisesi var, Fen Lisesi zaten hayal çoğumuz için. Geride “Mordor” sayılan meslek liseleri kalıyor bir de. İyi de aklımdakilere ulaşmak için saha araştırmasını nasıl yapacaktım? Bandırma gibi küçük bir yerde internet sadece “café” olarak kullanılıyor ve tek erişim GTA ve Counter-Strike, az daha damak tadına sahip olanlar için Age of Empires gibi oyunların emrine amade. Gel zaman git zaman derken puanlar geldi. Açıklanana kadar ben eminim, fosilbilim ya da benzer bir şeyler yazacağım. E bilmiyoruz ki! Ben ayağımın tozuyla elime fırçayı alıp Gobi Çölüne dalacağım, kemik arayacağım sanıyorum. Hani büyüyoruz, bir yandan çalışıp hayatı öğreniyoruz ama pilav servisi değil keşif yapmaya can atıyorum.

sinemadan-sevgilerle-booksmart-film-inceleme-4

Şimdi buraya kadar anlattıklarımda benim safça düşüncelerim şöyle dursun, bir aksaklık daha söz konusu. O da “Y-Ö-N-L-E-N-D-İ-R-M-E” ! Sanırım büyük harfler ilginizi çekti. Evet, ülke olarak öğrencilerimizi yönlendirme konusunda – sadece öğretmen olarak değil, aile, eş, dost olarak da- büyük sorunlarımız var. Elden tutma meselesi zihinsel donanımla doğru orantılıdır. Bir yol gösterici, rehberi olduğu kişinin atacağı adımları kestirebilmeli, yeteneği doğrultusunda ona bir rota çizebilmelidir. Bizim ve belki de dünyadaki çoğu diğer öğretmenin maalesef en eksik olduğu kısım bu olsa gerek. Zira kendi yolunu çizerken bile tökezlemiş, istediği yerde olmayan kişiler nasıl yolu aydınlatabilir ki gözleri kamaşan kişi için?

Neyse lafı uzatmayalım, puanlar geldikten sonra hoooop, nereye gittim dersiniz? Yazılım bölümü olan bir Anadolu Teknik Lisesi. E ne oldu şimdi? Bilgisayar bile liseye kadar evine girmemiş olan ben, yazılım okudum. Final sınavı niyetine de kumar makinesi yapmıştık hiç unutmam. Kollu makinelerden ama dijital. Hey gidi hey. Sonraları neyse ki uyandım da asıl isteğimin ve yeteneğimin dil ve edebiyat olduğunu anlayıp o yolda çizdim hayatımı. Öteki türlüsü zordu zaten. Kodla anlatacağım derdin yükünü parmaklarıma değil de çeneme verdim. Zihinle birleştirip daldık Fransızca dünyasına nihayetinde.

Sanırım benden yeterince bahsettik. Az önce yukarıda bahsettiğim durum milyonlarca çocuğun başına geldi, gelecek. Haydi, ben çok da geç olmadan ne istediğini fark edip ona göre bir dümen tutturan birisiyim. Ya tutturamayanlar? Ya bas bas bağırılarak diretilen belli başlı meslek gruplarına girip, mutsuz olarak yaşamını devam ettirenler? Biliyorum konumuz eğitim ve eksiklikleri değil ancak bahsi geçen filmimiz tam da bu hususta yaraya dokunuyor. Merhem oluyor mu olmuyor mu o sizin takdiriniz.

DERDİNİZ DERDİMİZDİR

Film durmadan şu soruları soruyor:

“Düzen içerisinde kendinizi bulduğunuz yerden memnun musunuz?”

“Geleceği inşa ederken anı yaşamayı kaçırmalı mısınız?

“İyi bir banka hesabına sahip olmak daima en önemli şey midir?”

Ve hepsinden önemlisi:

“Bizi biz yapan değerler gerçekten dışarıya istediğimiz gibi yansır mı?”

Film sazı eline alıp şakımaya başlayınca, farklı karakterle tanışıyoruz. Bunların arasında sporcular, inekler, hovardalar, farklı cinsel yönelim ya da etnik kökenlere sahip öğrenciler,  ağza sakız olmuş insanlar mevcut. Film bize oldukça güzel ve sıralı bir şekilde belli başlı tipleri tanıtıyor.

Baş karakterlerimizden Molly tuvaletteyken birkaç öğrenci onun hakkında ileri geri konuşmaya başlıyor ve Molly tuvaletten çıktığında kızarıp morarıyorlar. Tabii durmadan “ders çalışması için baskılanan” ve aslında “iyi bir duruma” gelmenin her şey olduğu aşılanan bir birey olarak Molly, seneye gideceği itibarlı üniversitesinden söz ederek onları ezebileceğini düşünüyor. Ancak öğreniyor ki okulun en haylazları bile oldukça itibarlı üniversitelere çoktan kayıtlarını yaptırmışlar. Hatta aralarında “Google’da kod yazacağız işte” diyen birisi bile var. Molly’nin burada kendinden geçip, elbet öğrenciliğimizde itelediğimiz o kibir dolu davranışlara sahip öğrenci halinden çıkıp, bambaşka biri olma yolunda yükselişini izlemeye başlıyoruz. Yukarıda söz ettiğim sorular birer birer Molly’nin zihninde yankılanırken bir yandan da Amy,  arkadaşları tarafından korkak damgası yemekten sıkılmış halde, aslında cinsel yönelimini keşfederken kimden gerçekten hoşlandığını bulmaya çalışıyor.

sinemadan-sevgilerle-booksmart-film-inceleme-5

Bizde genelde mezuniyet partileri bir tane ile sınırlı kalırken, filmde her grup farklı konseptlerde kendi partilerini düzenliyor. Cinayet çözme oyunu, gemi eğlencesi veya zıvanadan çıkmış parti gibi çeşitler mevcut. Artık o güne dek yaptıklarını sorgulayan Molly ve aşka yelken açmak için can atan Amy, bir o partiye bir bu partiye savruluyorlar ve her seferinde bambaşka karakterlerle karşılaşıp farkında olmadan ilerde onları sağlam bir bireye dönüştürecek olan hayati deneyimler kazanıyorlar.

Oyuncuların hepsi –özellikle gençler- yaşlarından beklenmeyecek bir olgunlukta performans sergiliyorlar. Hele sevgili Prenses Leia’mız Carrie Fisher’ın, daha önce Disney’in yeni “Star Wars” üçlemesinde izleme şansı bulduğumuz, ancak orada oldukça sönük kalan biricik kızı Billie Lourd’un öyle güzel ve hatırlanacak bir performansı var ki, neredeyse tüm filmin komedi yükünü sırtlıyor diyebiliriz. Lourd’un can verdiği “okulun zengin kızı” tipi, aslında son derece yalnız ve dost arayışında biri olarak evriliyor. Arkasından “yollu” dedikleri kızın, aslında sarhoş arkadaşlarını yoldan toplayarak, arabasıyla evine bıraktığı için bu ismi almış olduğu ortaya çıkıyor. Bunun gibi daha birçok durum aslında lise çağımızda karakterlerimizin tam anlamıyla oturmadığının, oturduysa bile dışarıdan çok yanlış anlamlara çekilebileceğinin bir kanıtı olarak işlenmiş. Okul müdürünün ek iş olarak taksicilik yapması, yalnız ve ayakları üzerinde duran öğretmenin aslında yaşamında onca şeyi kaçırması, pizza dağıtıcısının sonradan çok büyük bir suçlu çıkması, Amy’nin Molly’nin kalbi kırılmasın diye arkadaşlıklarını bitirme durumuna düşmesi gibi gündelik hayatın içerisinden ve her toplumda bulunabilecek örnekler, filmin gerçekçiliğini kaybetmeyip, sıradan bir ergen komedisi olmaktansa tıpkı yaşamın kendisi gibi trajediyi de içerisinde barındıran bir komediye dönüşmesine yardımcı oluyor.

Film temelinde yukarda bahsi geçen sorulardan farklı olarak bir de şunu öneriyor gençlere:

“Ne iseniz o olun, başkalarına kendinizi beğendirmeye çalışmayın.”

Zaten bu cümleyi de Molly’nin, Amy ile mezuniyet alanına müthiş bir giriş yaptıktan sonra yapmış olduğu konuşmasındaki şu cümlesi destekler nitelikte:

“Hepiniz aslında süper insanlarmışsınız. Üniversitenin sizi mahvetmesine izin vermeyin.”

Kısacası mutlu olmak kendi elimizde. Hayatı iliklerimize kadar yaşayıp, aynı zamanda işimizde de başarılı olabiliriz. Tüm yaşam aslında iyi kurulmuş bir dengeden ibaret. Bu terazide hangi tarafa ağırlık vereceğimiz bize kalmış. Nihayetinde verdiğimiz her karar da, iyi ya da kötü, yine bizim için. Her karardan bir ders çıkarmasını öğrenmek, yaşamayı sevmek asıl amacımız olmalıdır. Olvia Wilde’ın testi başarıyla geçtiği bu ilk uzun metrajında bizlere farklı açılarından bakabilmeyi sunduğu için minnettarız.

Yorum yapın