CANDYMAN: ŞEKER GİBİ ADAM ASLINDA

İyiler ne bilir ki, kötülerin onlara öğrettiklerinden başka?”

Candyman 

SÖYLENCELER

Hepimiz en az iki bilemedin üç şehir efsanesi biliriz. Özellikle ülkemizde bu durumun oldukça yaygın olduğunu düşünüyorum. Yatırlar, hortlaklar, gece avlananlar ve hatta Osmanlı döneminde bile adı geçen “kan-içer” vampirler.[1] Özellikle kırsal kesimlerde yoğunluk bulan bu söylenceler, yeri geldiğinde çocukları korkutmak, sevdalıları ürkütmek, yasal olmayan işlerin önüne geçmek için kullanılmıştır. Terinden ekmeğini üreten halk da ister istemez bu söylencelerin yayılmasına çanak tutmuş, hal böyle olunca da bu söylenceler zamanla efsaneye dönüşmüş ve yüzyıllar boyunca dilden dile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir.

Canavarlar hemen hemen her toplumda kendi anlatısını yaratabilmiş eşsiz bir konudur. Tarihin düzenli bir şekilde aktarılmadığı/aktarılamadığı zamanlardan, çarpıtılan haline kadar binbir çukura, mağaraya saklanan canavar efsaneleri dünyanın her yerindedir. Bu efsaneler ortaya çıktığı ülkenin özellikleriyle paralel özelliklere sahiptirler. Dracula soğuk kanlıdır, İskoçya’da yosun tutmuş kıyılarda şekil değiştiren perilerden söz edilir, Orta Avrupa’nın eşsiz doğa güzellikleri temeline elementleri alan “golemler” yaratmıştır. Örnekler elbet çoğaltılabilir ancak nereye giderseniz gidin, elbet size olağanüstü bir olay hakkında, siz sıcak çayınızı yudumlarken, iki laf edecek insanlar bulabilirsiniz.

Peki bu çoğuna “efsane” lakabını taktığımız “söylenceler” nasıl oluyor da hala besleniyor, güçleniyor ve etkisini yitirmiyor? İşte Candyman filmi tam da bu karanlık noktayı aydınlatmaya çalışıyor.

Öncelikle çok derine girmeden filmin konusundan bahsedelim.

1-candyman-inceleme-sinemadan-sevgilerle

AYNAYA KARŞI BEŞ DEFA, AÇ KARNINA

Helen (Virgina Madsen) bir doktora öğrencisidir, okuldan bir hocasıyla evlidir ve yerel efsaneler üzerine bir tez hazırlamaktadır. Gazete küpürlerinden birinde, aynaya bakıp beş kez ismi söylendiğinde ortaya çıkan ve kurbanını, kesik kolu yerine taşıdığı paslı bir kanca ile delik deşik eden bir şehir efsanesine gözü takılır. Arkadaşı ile olayın üzerindeki sır perdesini aralamanın yolunu bulmak için, zamanında çok da tekin olmayan bir mahalleye yani Cabrini-Green’e giderler. Duyulan sesler, mahalleliyle konuşmalar derken, Helen kendisini Candyman’in bir numaralı hedefi halinde bulur. Olaylar artık bir doktora tezi kadar masum olmayacaktır.

Yazımızın bundan sonraki kısmı filme dair sürpriz-bozan içerecektir bilginize.

ŞEKER GİBİ ADAM ASLINDA

Film sırtını aslında “inanma” olgusuna yaslıyor. Hani bizde bir laf vardır ya “bir şeyi kırk kere söylersen olur” diye. İşte tam da bu. Filmin ara yerlerinden birisinde, bir sohbet esnasında Candyman efsanesini öğreniriz.

Efsaneye göre İç Savaş Döneminden siyahi bir kölenin oğludur Candyman. Lakabını kazanmadan önceki ismi hiç söylenmez. Belki de Voldemort gibi “ismi lazım değil” deniliyordu. Candyman’in babası savaş sonrasında seri üretim yapabilen bir ayakkabı makinesi icat eder ve köşeyi döner. Önceden bir köle olan Candyman artık varlık içinde büyüyebilecektir. Çocuğun sanata olan ilgisi ve yeteneği kısa zamanda dikkat çeker. Müthiş portreler çizmeye başlar. Bunu duyan zengin toprak sahipleri durur mu? Tabii ki hayır. Hem kendilerinin hem de aile bireylerinin portrelerini çizdirmeye başlarlar Candyman’e.

Bir gün yine bir toprak sahibi güzeller güzeli kızını, portresini çizsin diye Candyman’e gönderir. Tahmin edin ne olur? Evet, Candyman kıza aşık olur. Müthiş bir aşk başlar aralarında. Bu peri masalı, öfkeli halkın kafasızlığı ile yine yarıda kalır. Halk kesinlikle bir siyahinin, prestijli bir “beyaz” kadınla ilişkisini onaylamaz. Aşıkların peşine düşerler. Sevdalılar kaçarken Cabrini-Green bölgesinde yakalanırlar. Yakınlarda bir yerde arı çiftliği bulunan bu yerde, Candyman’in sağ elini, dirseğine yakın bir hizadan paslı bir testere ile keserler. Arı çiftliğinden aldıkları balları yaralarına sürerler. Kovanları devirirler. Kovanları devrilen arılar, balın peşine düşerler ve Candyman’i diri diri sokarak öldürürler. Sonra da cesedi büyük bir ateşte yakılır.

İşte o günden sonra Candyman yavaş yavaş şehir efsanesi olmaya başlar. Kendisine ve sevdiğine bunu yapanların peşine düşüp düşmediği bilinmez – en çok takıldığım nokta bu oldu- ama birer birer can almaya başlar.

Candyman’in çağrılmasının beş kez ismini aynaya bakarak söylemek olduğuna değinmiştik. Ayna burada güçlü bir metafordur. Kendimizi, kendi gözlerimizle gördüğümüz, kimi zaman iç hesaplaşmalarımızı yaptığımız, karşısında gözyaşı döktüğümüz, kahkaha attığımız, bir randevuya giderken bizi hazırlayan dilsiz bir uşaktır. İnsanın yaşamında en çok bağ kurduğu cansız nesnedir bile diyebiliriz. Bu yüzden Candyman’in aynaya bakarak adının anılması üzerine ortaya çıkması ve sizin sıradaki kurban olmanız oldukça akla yatkındır. Candyman söz konusu ayna olduğunda bizi avlayan gerçeğin kendisidir. Saklamaya çalıştıklarımız, itiraf edemediklerimizdir. En ufak bir saklı gerçek bile canımızı almaya yeter.

EFSANELERİ YAŞATAN BİZLER

Artık tek sahip olduğun şey, sana karşı olan arzum”

Candyman

 Candyman önce ses ile sonra da ete kemiğe bürünmüş hali ile filme dahil olur. Tony Todd, Candyman rolünde hem sesi hem de cüssesi ile öyle bir portre çizer ki, saçlarınızı diken diken eder. Sinema tarihine kazınmış korku figürlerinin içerisinde kendisine çok sağlam bir yer edinir.

Sadece Helen görür onu. Candyman daima Helen’e tek amacının o olduğunu da söyler. Üstüne basa basa da şunu tekrar eder.

“Gelmem gerekiyordu çünkü sen bana inançlarını zedeledin!”

Bu cümle üzerinde durulması gereken bir noktadır. Yazımızın başında sözünü ettiğimiz şehir efsanelerinin beslenmesi inançla doğru orantılıdır. Halk ondan korkar, adını bile anamaz. Ansa da sessizce yapar bunu. Her an kendisi için geleceğini bilir. Aynı mitolojik tanrılar misali, Candyman de varlığını “dualara” borçludur. Ona inanan olmazsa yok olacağını bilir. Onun en büyük korkusu da budur. Anlaşılan Candyman ne zaman kendisine inanç azalsa bunu tazelemek için ortaya çıkar. Zaten efsanede bahsedildiği gibi dev bir ateşte cesedinin yakılmış olmasından, mahalle sakinleri onu anmak, belki de defetmek için, boş bir arsa üzerinde dev bir yığından oluşan muazzam bir ateş yakarlar yılda bir defa.

2-candyman-inceleme-sinemadan-sevgilerle

Bu ateşin yakılması hem bir saygı duruşudur hem de korkunun timsalidir. Ateş önüne kattığı hemen hemen her şeyi yok edebilir fakat ateşten doğmuş bir efsaneyi yine ateşle yok etmek mümkün müdür? Mahallenin, daima her türlü suçla yargılanan siyahi sakinlerinin bu ateşi yakmalarındaki amacı, işte bu yüzden ikilemde kalmaktadır.

Mahalle sakinlerinden dünya tatlısı Anthony bebeğin annesi, harabelerde yaşayan Jake isimli küçük bir çocuk ve birkaç serseri dışında başka kimseyi göremeyiz fakat bu resmedilen karakterler bize mahallenin ve mahalleden doğup yayılan efsanenin dinamiklerinin, sakinler tarafından nasıl yorumlandığına dair ipuçları verirler.

Örneğin Candyman efsanesini kullanarak can alan, suça karışan topluluk da mevcuttur, neye inanması gerektiğini bilmeyen, aklı karışmış çocuklar da. Onların yanında da bunlarla uzaktan yakından alakası olmasa da yaşananlardan pay sahibi olan masum insanlar da.

ŞEKERCİ DÜKKANI

“Neden yaşamak istiyorsun? Benden az da olsa bir şey öğrendiysen, yaşamak için yalvarmazsın. Ben bir söylenceyim. İnan bana kutsal bir durum bu. Sokak köşelerinde fısıldanmak, başkalarının düşlerinde yaşamak ama var olmak zorunda olmamak. Anlıyor musun?

Helen’in araştırmalarının bir kısmında, önceden işlenmiş bir cinayetin işlendiği yere gittiğine tanık oluruz. Bu olay mahallindeki duvarlardaki yazılar daima Candyman’i çağrıştırır. Örneğin “sweet[2]”, “give him some sweet[3]” gibi yazılar, Helen olay mahallinde derinlere indikçe ortaya çıkar.

Helen, Candyman’in yoktan var olmadığına, elbet bir iz bulacağına emindir. Hatta cinayetin işlendiği yerde gizli bir geçit de bulur ve buradan geçerken, dev bir duvara çizilmiş, bağıran bir siyahi figürünün ağzından çıkar. Bu figürün bulunduğu alanın çekimleri, Helen’in Candyman’in geldiğini varsaydığı deliklerden müthiş bir açıyla ve cinayetler arttıkça daha da kırmızı renge yer vererek yapılmış.

Candyman’in mağara, ya da in diyebileceğimiz bir yerden çıkıp gelmesi efsanenin hortlamasını çok güzel bir şekilde yansıtmıştır ekrana. Fısıltıların hayata döndürdüğü yitik ruh, tıpkı mezarından yükselen bir “zombi” eli gibi, duvarları yararak dünyamıza dahil olmuştur.

Helen ile karşılaşmalarından sonra filmin en güçlü olduğu noktalar olan psikolojik ve parapsikolojik yaklaşımların müthiş bir uygulamasına tanık oluruz. Helen rüyada gibi karşılaştığı Candyman’in ardından kanlar içerisinde baygın uyanır. Daha öncesinde araştırma yapmaya geldiği evin köpeğinin başını kesik görür, her taraf kandır. Fakat bu kan kimin kanıdır? Elinde kanlı bir bıçak tutar. Kendisinin bir şey yapmadığına emindir ama sahne bambaşka bir hikaye anlatır bize. Ardından evi basan polisler, Helen’i tutuklarlar. Artık bizim için de Helen’in akıl sağlığından şüphe etme vakti gelmiştir. Video kayıtlarda herhangi bir şey gözükmez. Ama Helen daima Candyman ile konuşur, bağırır, korkar, ondan kurtulmak ister.

3-candyman-inceleme-sinemadan-sevgilerle

En yakın arkadaşının ölümü de yine bir Candyman sanrısı sonrası gerçekleşince Helen akıl hastanesine kapatılır. Kimse ne anlattıklarına kulak asar, ne de onun bu durumdan kurtulması için çabalar. Eşi bile öğrencilerinden birisiyle yatmaktadır. Burada yine inanç olgusu devreye girer. “Düşenin dostu olur mu?” sorusu tüm çıplaklığı ile zihnimizde belirir.

Doktorun Helen’i sorguladığı sahnede Helen her şeyi ispatlayabileceğini belirtir ve aynaya bakarak yine beş kez Candyman’in adını anıp, onu çağırır. Doktorun vahşice katledilmesini izleriz. Helen’in, Candyman’in adını her andığı anda ardında bir ceset bırakması bize asıl Candyman’in kim olduğunu sorgulatır. Kılık değiştiren Helen bir şekilde hastaneden kaçmayı başarır.

Helen katledilen ailenin bebeğinin aslında ölmediğini, Candyman’in Helen’in ruhu karşılığından onu esir tuttuğunu görür durmadan sanrılarında. Candyman bu cinayetleri onun üzerine yıkarak, asıl amacının o olduğunu ve eğer kendisine teslim olursa çocuğu bağışlayacağını söyler. Helen de nihayetinde en başından bu kararı vermesinin en doğrusu olduğuna karar verir ve Candyman ile yüzleşmek için inine gider.

Candyman ininde, bir masa üzerinde uyumaktadır. Helen ona yaklaşır. Elinde bir de kanca tutmaktadır. Düşmanını kendi silahıyla öldürmek ister. Elinde kanca tutuyor oluşu yine asıl Candyman’in kim olduğu sorularını akla getirir. Helen kendisini teslim eder ve Candyman, vücudundan saçtığı binlerce arı ile Helen’i sarar ve öper.

“DAİMA SENDİN HELEN”

“Ben duvardaki yazıyım, sınıftaki fısıltıyım. Bunlar olmadan ben bir hiçim. Bu yüzden masum kanı dökmeliyim, benimle gel.”

Helen yine bayılır ve uyandığında duvarda “Daima sendin Helen” diye bir yazı görürüz. Bu yazının etrafında Candyman efsanesini anlatan resimler bulunmaktadır. Arılar, kolun kesilmesi ve hatta Candyman’in üzerine giydiği montuyla olan bir tasviri bile göze çarpar. Ancak tüm bunlar arasında asıl göze çarpan, bir kadın tasviridir. Kamera yakın çekimle bu tasvire yaklaştığında Candyman’in aşık olduğu kadının tıpkı Helen’e benzediğini öğrenmiş oluruz.

Her yıl yakılan ateşin, bu yılki yığını hazırdır. Bebeği kurtaracağına inanan Helen, bebeğin sesinin bu yığının içerisinden yükseldiğini duyar. Hışımla yığına doğru koşar, bebeği kurtarmalıdır ne pahasına olursa olsun. Tam da burada yine çoğunluğun yani toplumun işlevi devreye girer.

Helen’in mahallede daha önce karşılaştığı ve kendisine kan donduran bir çocuk cinayeti anlatan genç Jake, Helen’in elinde kancayı görür ve onu uzaktan Candyman sanar. Ayinden bozma gösteri böylece başlamış olur. Halk yavaş yavaş toplanır yığının etrafına. Philip Glass’ın enfes şekilde kulaklarımıza bayram ettiren gerilim müziği yükseldikçe, yığına benzin dökme işi hızlanır. Helen dışarıda olup bitenlerden habersiz kırık dökük eşyalar arasında bebeği aramaktadır. Eline geçen her eşyayı sağa sola fırlatırken sarf ettiği tükenmiş nefes sanki gerçekle çarpışmasıdır Helen’in.

Çocuğa kavuştuğunda ağzını kanca olmayan diğer eliyle kapatır bir anda Candyman. Gitmesini istemez. Ne çocuğun ne de Helen’in. Var olmamış yaşamıdır Candyman’in Helen ve çocuk. O yüzden sonsuzluğa yürüyecekse onlarla gitmek ister. Alevler yükselmeye başlar, Candyman’in elinden kurtulan Helen, bebeği kaptığı gibi yığından dışarıya çıkmaya çalışırken dışarıdan “Öldürün onu! Yeter!” gibi bağrışmalar çalınır kulağına. Hareketlerini hızlandırır. Halk, son bir ateşle tüm bu efsaneyi yerle bir etmek ister. Kimsenin dayanacak gücü kalmadığından, yığının içerisinde kim olursa olsun yanması gerektiğine karar verilmiştir.

Yığından alevler içerisinde çıkan Helen, kurtardığı bebeği annesine ulaştırır. Ancak vücudunu sarmış olan alevlerden kendi canını kurtaramaz.

Sonraki sahnede Helen’in cenazesini, kocasını ve metresini görürüz. Ardından mahalle sakini de onları bu efsaneden kurtaran kadını anmak adına cenazeye giriş yaparlar.

4-candyman-inceleme-sinemadan-sevgilerle

ACABA ŞEKER GİBİ ADAM MI?

İnanmak zorunda değilsin… Sadece dikkatli ol.”

Kapanış sahnesi, oldukça tekrarladığımız “Asıl Candyman kim?” sorusuna müthiş bir cevap yapıştırır. Trevor, yani Helen’in kocası, yeni eşiyle evindedir. Eşi eline bıçağı almış ve salata hazırlamak için yardımını istemektedir. Trevor durmadan Helen’i ve yaşadıklarını düşünmektedir. Aynaya baktığında bir anda, tabuttaki kıyafetleri, yanmış teni ile Helen’i görür. Artık meşaleyi Helen devralmıştır. Yoksa aslında Helen hep meşalenin asıl sahibi midir? Trevor karnında dev bir yarıkla küvette yatarken yeni eşi içeri girer. Elinde bıçağı tutmaktadır. Sonrasını görmesek de Candyman efsanesinin artık el değiştirdiğini ve yeni eşin, yeni Helen ilan edileceğini anlarız.

Şehir efsanelerinin aslında hiç sona ermediğine müthiş bir selam vardır bu son sahnede. Ne yaparsak yapalım insanlar konuşacak, karanlıkta ağaçlar arasında fısıltılar zıplayacak ve söylenceler güçlenmeye devam edecektir.

Bana sorarsanız Candyman saplantının nelere yol açabileceğinin de güzel bir kanıtı. Benim yorumum, Helen’in başından beri Candyman saplantısından beslenen, ruhsal bozukluğa sahip bir karakter olmasıdır. Yayıcı olarak arıların seçilmesi, oldukça fazla gezmeleri, her çiçekten bal toplayarak eşsiz bir petek oluşturabilmeleridir. Arıları insanlar olarak ele alırsak, dedikoduların nasıl yayılıp, farklı biçimler kazanarak bambaşka bir boyuta ulaşabilme olasılığı taşı gediğine koyan bir seçimdir.

İnsan daima konuşacak ve zihnini meşgul edecektir. Zihni toplumu etkileyecek ve aynı bal peteği gibi, her birey etrafında eşsiz bir yaşam oluşturacaktır. İnançlar, söylenceler daima bizleri şekillendirmeye devam edecektir. Gerçek daima bizi avlayacak ve minareyi çalan kesinlikle kılıfını hazırlamaya mecbur olacaktır.

Şahsım olarak arzum bu şekillenmenin daha nice güzel hikayeye yol açabildiğini görebilmektir. İşte Candyman bu güzel hikayelerden birisidir.

Film hakkında “garip” bilgiler:

  • Arıların salındığı sahnelerdeki tüm arılar gerçektir. 12 günlüktür arılar. Hem yetişkin arı görünümünde hem de iğnelerinin zararsız olması için bu şekilde, sadece film için üretilmişlerdir.
  • Film bize 1890’da Cabrini-Green’de gerçekleşen bir şehir efsanesinden bahsetse de kayıtlarda, Cabrini-Green’de ilk yerleşimin 1942’de başladığı bulunmaktadır.
  • Film aslında bir üçlemedir ve üçleme boyunca, Candyman rolündeki Tony Todd tam 23 kez arılar tarafından sokulmuştur.
  • Yönetmen Bernard Rose, Helen rolündeki Virginia Madsen ve Candyman rolündeki Tony Todd’a, aralarındaki sahnede daha fazla romantizm hissedilmesi için birlikte bale dersleri aldırmış.
  • Candyman’in ini, ona inananlar tarafından inşa edilmiş Gotik bir kilise havası verilerek sette oluşturulmuş.
  • Suç mahallinde yazan yazılardan biri olan “Sweetes to the Sweet” cümlesi Hamlet’ten alınmış.
  • Eddie Murphy çok kısa olduğu için Candyman rolünü kapamamış.
  • Candyman efsanesi iki şehir efsanesinin birleşiminden oluşmaktadır. İlki adını aynaya söyleyince gelen “Kanlı Mary” diğeri ise park etmiş araçlara öpüşen çiftlere saldıran “Kanca” lakaplı bir seri katil.
  • Film, Clive Barker’ın bir kısa öyküsünden ilham alınarak çekilmiş.
  • Oyuncu Virginia Madsen, Candyman’in büyüsü altında daha gerçekçi rol yapması için, yönetmenin isteği üzerine hipnoz edilmiş.
  • Candyman filmde yürürken, ayakkabıları ses çıkarmaz. Bu karakterin mitolojik bir canavar olduğuna göndermeymiş.

[1] İlgilisi için “Osmanlı Vampirleri, Söylenceler, Etkiler, Tepkiler- Salim Fikret Kırgi, İletişim Yayıncılık.

[2] Tatlı, şeker.

[3] Ona biraz şeker ver.

Yorum yapın